Yetimler İsyanda; DEVLET BABA NEREDE!

       DEVLET BABA ÜVEY BABA MI?

      Devletin çocuk bakım evlerinde sunulan hizmetlerin kalitesizliğini, çocuk istismarlarını haber veren skandallar sizi de sarstı mı!
      Daha vahim bir gerçek için sıkı durun;
      Gazete beyanatlarıyla desteklenen icraat(?)lar, “Devlet Büyükleri”mizin, “bizim çocuklarımız”ı evlatlık verme konusunda da maharetli olduğunu duyuruyor.
      Yılda 500 çocuğu evlat edindirdiklerini açıklayan yetkililerin hızına internet bile yetişemiyor.
      Resmi sitelerdeki açık beyanatlarla, yerli yabancı herkes, alenen Türk çocuklarını evlat edinmeye çağırılıyor.
      Bazı üçüncü dünya ülkelerinin ünlülere evlat edindirme karşılığı para aldıkları gerçeği düşünüldüğünde bu çağrının nasıl bir anlam ifade etmekte olduğu merak konusu..

       GÖZLER KAPATIR KÖR DÜZEN

      Masum çocukları konu alan resmi ve uluslararası evlat edindirme çalışmaları, nüfusu yok olmaya yüz tutmuş birtakım ülkelere vatandaş sağlama hesaplarının bir uzantısı olmasın!
      Öte yandan “Zengin Beyaz Ünlü”lerin hepbirden üçüncü dünya ülkelerinden kendilerine farklı renk ve kimlikte evlatlıklar devşirmeleri bir tesadüf müdür!
       Uzmanlar haykırıyor;
       Bu gidiş vahşeti doğurmaktadır!
      Evlat edinme-edindirmeyi teşvik etme akımı moda değildir, genel anlamda siyasi ve ekonomik rant faaliyetlerinin en önemli aracı ve adres neresi olursa olsun her tür emperyalizmin en güçlü silahıdır.
       Çocuklarımızın ülkemizde bakılmadığı taktirde yabancı memleketlere evlatlık verilebileceğini ve yabancı kişilerin göreceli “insaf” kavramının pençesine terk edilebileceğini öngören yasal gerekçeler ortadadır;
      “Devlet Büyüklerimiz” bunun için uluslar arası sözleşme metinlerine imza koymuş, kanunlar çıkarmışlardır.
      ZEYD’İ DE SATTILAR!

      Bu nedenlerle(!); Halen görev başında bulunan Devlet Bakanının Tecavüz kurbanı 17 aylık bebek N.N.B hakkında “aile bulamıyoruz” şeklinde yönetim acziyeti ifadesi beyanatlar ve açıklamalarla destekleyerek yürüttüğü operasyonlar ve bu yolla Yavrumuzu kimliği belirsiz kişilere evlatlık vermiş olması bir yönetim ayıbının ifadesi değilse nedir?
      Kadın ve Aile’den Sorumlu Bakan başta olmak üzere tüm ilgililer hakkında açık suç duyurusunda bulunulması vatandaşlık görevi değil midir?
      Aşağıdaki dosyada konuyla ilgili belgeler içeren açıklayıcı yazı sunulmuştur.
      Yazı içeriğinde ayrıca Kur’an-ı Kerim’de adı geçen Zeyd Bin Harise(R.A.) ve evlatlık konulu Ayetler’den ilham alınarak yazılmış “ZEYD’İ SATTILAR” başlıklı şiir ve düz yazı severler için de bir öykü mevcuttur.
      Özümüzdeki hassasiyetleri dirilteceği umudu ile,
Hasibe Nisa
GAZETECİ-YAZAR
13 Mart 2008
“DEVLET BABA” DEĞİL Mİ!
      Otoritenin kuvveti, yardıma muhtaç insanlara; çocuklara, yaşlılara, hastalara, evsizlere, sokak çocuklarına.. yönelik hizmetlerin kalitesinden anlaşılır.
      Formül bu kadar basit, soru şudur; mevcut yönetimler yardıma muhtaç insanların gerçek anlamda gözetilmeleri için ne yapmaktadırlar?
      Cevabı aramak için en yakın bilgisayardan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun internet üzerindeki www.shcek.gov.tr adlı adresine girdiğimizde vahim bir gerçek yüzümüze çarpmakta.
       “Devlet’in Bakanı”nın yardıma muhtaç çocuklara bakış açısı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun resmi internet sitesinde açıklanıyor ve ilginçtir; Kurum Genel Müdürlük çalışmalarından söz edilirken “evlat edindirme” çabaları en üst bölümde sunuluyor.
      Sitede çocuklarla ilgili sayfanın en kolay ulaşılan butonuna bir kez tıklandığı taktirde, bizim çocuklarımızı evlat edinmeleri için yabancı uyruklu kişileri dahi özendirici ve alenen teşvik amaçlı şu ifadelere muhatap olunuyor:
       “EVLAT EDİNMENİN BİR ÇOCUĞA SICAK YUVA SUNMANIN YANINDA SİZE TOPLUM İÇİNDE EBEVEYN OLMA AYRICALIĞINI SUNDUĞUNU UNUTMAYIN!”
      Bu ülkenin bir Bakanlığının görüşü olarak sunulan ve büyük harflerle altı çizilen bu cümle şunu mu ifade etmektedir: “Yardıma muhtaç çocuklarımıza biz bakamıyoruz, ne olur siz bakın.. Bakın böylece bizi bu zahmetten kurtarırsanız.. Hem sizin için de iyi olur.. Toplum içinde ayrıcalık kazanırsınız.. Size ebeveyn derler,..”
      Türkiye’de Kadın ve Aile’nin sorumluluğunu ellerine teslim ettiğimiz Sayın Bakan’a aynı zamanda bir anne olduğu için sormak lazım;
      Çocuklara neden bakılır? Onlara toplum içinde ayrıcalık kazanılsın diye mi bakılmalıdır!
      Bir çocuğa toplum içinde ayrıcalık kazanmak, ebeveyn olmak için sahip olmak isteyen ve ona ancak soy kütüklerini kabartmak amacıyla yardımcı olabilecek bireylerden ne kadar yarar gelir?
      Öte yandan, hangi masum çocuk, kendisini toplum içinde ayrıcalık kazanmak, ebeveyn olmak için isteyen kişilerin ellerine teslim edilmek arzusunu yüreğinde duyar!
      Bu soruların cevabı hiç de zor değil.
      Kimliği ne olursa olsun, babası-annesi olsun olmasın.. Bu toprakta doğmuş, bu ülkenin vatandaşı olan.. Tüm çocuklar bizim çocuklarımızdır ve her biri gözümüzden daha değerlidir. Bu böyle bilinmelidir!
      Devletin resmi bir kuruluşunun internet sitesinde yer alan açıklamalar, iktidarın yardıma muhtaç çocuklara bakış açısının genel bir ifadesi midir?
      Devletin çocuk yuvalarından bir biri ardına gelen skandal haberleriyle sarsılırken bir de bu açıklama!.. Sakın bu açıklama Bakanlığımızın yardıma muhtaç çocuklar konusuna menfaat çerçevesinden bakmakta olduğuna işaret etmesin!
       “Devlet Büyükleri”’miz yardıma muhtaç çocuklarımıza, kaliteli-ayıpsız yönetim anlayışıyla hizmet vermek zorunda iken onları neden birilerinin korumasına terk etmek istemektedirler!
      Yoksa bu “Devlet Büyükleri”miz yardıma muhtaç çocuklarımızı kendi çocukları gibi görmemekte midirler?
      Bahse konu “Devlet Büyükleri”miz, sadece bir dakika düşünseler; birgün kendi çocuklarının da yardıma muhtaç konuma düşebileceğini hesaplamış olsalardı, böyle bir açıklamanın altına imza koyabilirler miydi acaba?
      Aynı “Devlet Büyükleri”miz devletin kanatları arasında koruyacağı yerde, 0-3 yaşında mama ve bebek bezinden başka bir şey istemeyen bir bebeği, onunla hiçbir soy bağı bulunmayan insanların, hatta yabancı uyruklu kişilerin kütüğüne kaydedip onları göreceli bir “insaf” kavramına mahkum ederlerken hangi hukuka dayanmaktadırlar!
      Bu soruların sayısını arttırmak pek ala mümkündür.
      Fakat muhatap tektir: “Devlet Büyükleri”miz.
      Soruların cevap bulması için geçtiğimiz sene İzmir’de yaşanan ve herkesin tüylerini ürperten bebek tacizi olayını bilhassa irdelemek gerekiyor.
      Şu sorunun cevabı tüm soruların cevabı olacaktır belki kimbilir; Tecavüz kurbanı olan 17 aylık N.N.B adlı bir bebeği annesinden aldıktan sonra “Devlet”in himayesinde tutmak varken, onu kim kime ve hangi hukuka dayanarak alelacele evlatlık vermiştir! (Konuya ilişkin Sabah Gazetesi haberi belge olarak aşağıda ve eklentide sunulmuştur).
      Artık Resmi Otorite mensupları şunu kesin olarak kabul etmelidirler!
      Bu ülkede bir yerlerde bakıma muhtaç çocuk varsa o çocuğun sorumluluğu Devlete aittir!
      Hatta bir yerde gayri meşru bir çocuk doğmuşsa ve o çocuğun ebeveyni yoksa onun ebeveyni de Devlet olmak zorundadır!
      Çünkü o çocuğun doğum sebebi de yine resmi otoritenin içine düştüğü acziyettir!
      Bu çerçevede 17 aylık N.N.B hakkında, alenen “aile bulamıyoruz” şeklinde açıklamalar yaparak aslında Devletin acziyetini Türkiye gündemine ifşa eden Kadın ve Aile’den Sorumlu Bakan başta olmak üzere tüm ilgililer hakkında açık suç duyurusunda bulunulması bir vatandaşlık görevi değil midir?
      Bu vesile ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun resmi internet sitesinde iyi bir iş yapmış gibi duyurduğu “yılda ortalama 500 çocuğun evlat edinme işlemi”nin hangi hukuka dayanılarak tamamlandığının da sorgulanması gerekiyor.
      Devletin Bakanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yetkililerine ayrıca, durumu evlat edinmeye uygun(?) kişilerle Devlet himayesindeki çocuklar arasında ebeveyn hukuku ilişkisi kurmaya çalışmak dışında kaydadeğer bir iş yapıp yapmadıklarını da sormak gerekiyor.
      Bütün bu soruların sorulması ve ilelebet de sorulmaya devam edilmesi şarttır!
      Çünkü tehlike büyüktür!
      Tehlikenin kuşbakışı boyutu daha da vahimdir;
       Masum çocukları konu alan “samanaltı operasyonları”nın ve evlat edindirme çabalarının esasta nüfusu yok olmaya yüz tutmuş birtakım ülkelere vatandaş sağlama hesaplarının bir uzantısı olmadığını kim iddia edebilir!
      Öte yandan “Zengin Beyaz Ünlü”lerin, üstelik de çocuk sahibi olabilmelerine rağmen ülke ülke dolaşıp kendilerine farklı renk ve kimlikte evlatlıklar devşirmeleri, dahası bunun için teşvik edilmeleri bir tesadüf müdür!
      “Batılı Ünlüler”in imaj yapmak, skandallarını örtmek amaçlı faaliyetleriyle süslenerek sistemli şekilde kamuoyuna sunulmakta olan evlat edinme popülizminin, genel anlamda ahlaki bir çöküşe zemin hazırladığı hususu ortadadır.
       Uzmanlar haykırıyor;
      Bu gidiş vahşeti doğurmaktadır!

      Üçüncü dünya ülkelerinin çocukları bu yolla ülkelerinden, topraklarından, kültürlerinden, inançlarından, kimliklerinden kopartılmakta ve paparazzilerin azgın iştahlarına yem yapılmaktadır.
      Öyle ki, evlatlığıyla aldatılan ünlünün iç yangını dahi evlatlık edinme-edindirme “moda”sına dur diyememiştir.
      Çünkü evlat edinme-edindirme akımı genel anlamda siyasi ve ekonomik rant faaliyetlerinin en önemli aracı ve adres neresi olursa olsun her tür emperyalizmin en güçlü silahıdır.
       Bütün bunlar bir gerçektir, tehlike büyüktür ve bu bir komplo teorisi değildir; Gerekçe de Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın Çocuk Hakları ile ilgili Sözleşmesi’nin 21/b maddesidir.
       “Devlet Büyükleri”miz bu maddede yer alan şu ifadeleri, yani; “Çocuğun, kendi ülkesinde elverişli biçimde bakılması mümkün olmadığı takdirde, ülkelerarası evlat edinmenin çocuk bakımından uygun bir çözüm olduğu”nu kabul etmiş ve ayrıca bizim adımıza “Çocukların Korunması ve Ülkelerarası Evlat Edinme Konusunda İşbirliğine Dair Lahey Sözleşmesi”ne imza koymuş, yasalarımızı buna uyarlamışlardır.
       “Evlat edinme konulu kesin sınırlar” bir yana, madem böyle yapmışlardır, o halde aynı “Devlet Büyükleri”miz, hukukun ve hakkın bir gereği olarak BU ÜLKEDEKİ HER ÇOCUĞA ELVERİŞLİ BAKIM HİZMETİNİ SUNMAYI DA TAAHHÜT ETMİŞLERDİR!
       “Devlet Büyükleri”miz “Devlet”imizi gerçek anlamda “Büyük Devlet” yapmak yükümlülüğünün altına bu “sözümonaicraat(?)”larıyla değil, ta ezelden şehitlerimizin kanlarıyla girmişlerdir.
      Bu ülkenin çocukları, kendilerini bu ülkenin insanı olma ayrıcalığından, soylarından soyutlayıp, birilerine peşkeş çekecek pasif bir zihniyeti hiç mi hiç hak etmemektedirler.
      Bu böyle biline!
      Ecdadı Osmanlı ile tüm dünyaya nam salmış, hem milli, hem manevi anlamda bahtiyar olan bu ülke çocuklarının başı asla eğilemez.
      Bir çocuk dünyaya bedeldir.
      Bunu anlamak için uzaklara gitmeye gerek yoktur. Milli ve manevi tarih önderlerimiz gözümüzün önündedir.
       23 Şubat 2007 tarihli Sabah Gazetesi Haberi (habere şu kısayol bağlantı adresiyle ulaşılabilmektedir: http://arsiv.sabah.com.tr/2007/02/23/gun125.html) metni aşağıda özetle sunulmuştur:
“Talihsiz bebeğe komutan baba Tecavüze uğradıktan sonra koruma altına alınan 17 aylık bebeği bir komutanın evlat edindiği ortaya çıktı.
KOMUTANIN EŞİ İSTEDİ
İzmir'de tecavüz kurbanı 17 aylık N.N.B.'yi evlat edinmek için çok sayıda başvuru oldu. Başvuranlar arasında yüksek rütbeli bir subay da vardı. İnceleme sonunda aile tercih edildi. Evlat edinme işlemlerini bu subayın, kendisi de çalışan eşi gerçekleştirdi..
YENİ BİR KİMLİK...
..Son noktada, bebeği aileye teslim eden görevliler bile kim olduğunu bilmiyordu. Sonuçta bebek ailesine teslim edildi ve tüm ülkede büyük üzüntü ve nefrete yol açan olayda mutlu sona ulaşıldı. Talihsiz bebek şimdi mutlu bir halde yeni yaşamının ilk adımlarını atıyor. METEHAN DEMİR ANKARA”
ÖYKÜ:
      Oğlumun sağlık sorunu için İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları Polikliniği’nde muayene sırasının bize gelmesini bekliyorduk.
      Bu sırada yanımızdaki banka başında kepi, üzerinde üniforma benzeri kıyafetiyle müstahdem görünümlü bir hanım oturdu.
      Hanımın kucağında bebek taşıma çantası’nın içinde bir bebek vardı.
      Bebeğin bir başkasına ait olduğu, bekleme süresi uzadıkça hanımın yüzünde oluşan ifadeden açıkça anlaşılıyordu.
      Zaman ilerliyor, beklemek her geçen dakika herkes için can sıkıcı bir hal alıyordu.
      Oğlumun bebekliğinden biliyordum; küçük bebeklerin hastane muayene sırası gibi virütik ortamlara maruz bırakılmamaları, büyük yaş grubu çocuklardan ayrı yerde muayene edilmeleri daha doğru.
      Bu yüzden oğlum Ahmet Metin, aşıları tamamlanana kadar aynı hastanenin sağlam çocuk polikliniği’nde takip edilmiş, bir sağlık sorunu yaşandığında diğer bölümlere buradan sevk edilmiş, bu durumda bile her seferinde hastane dönüşü ciddi bir enfeksiyon sorunuyla mücadele etmiştik.
      Muayene kuyruğunda gördüğüm küçük bebek ve kadın ilgimi bu yüzden özellikle çekti. Bu ilgi nedeniyle hanımla biraz sohbet ettim.
       Yanılmamıştım, hanımın kucağındaki bebek çocuk esirgeme kurumunda bakılan bebeklerden biriydi ve hanım da Kurumun resmi görevlisiydi.
&nbs;     Muayene sırası beklemek bir anne olduğum halde beni bile bunaltmışken, bir resmi görevli saatlerce aynı eziyete nasıl katlanır, dahası bu eziyetten sonra kendi çocuğu olmayan bir bebeğe nasıl bir anne şefkati sunabilirdi..
      Bunun gibi birçok soru dolandı beynimde.
      Görevli Hanım’a muayene sırası için hastaneden ayrıcalık talep edip etmediklerini sorduğumda böyle bir öncelik uygulamasının mümkün olmadığını öğrendim. Bu durumda en akılcı davranışın oğlumun rahatsızlığına rağmen sıramızı görevli hanıma ve tatlı bebeğe vermek olduğunu düşündüm.
      Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu yetkililerinin Kurum dahilindeki çocuklara hizmet verecek özel bir sağlık kuruluşu oluşturmayı bile akıl edemediklerini onları el elinde.. Hastanelerde sıralara nasıl mahkum ettiklerini düşündüm..
      Düşündüm, düşündüm.. Oğlumun Ahmet’in de bir gün (Allah gecinden versin) yetim kalacağını düşündüm.. Peygamberimiz Hz. Ahmet Muhammed Mustafa (S.A.V)’nın da bir yetim olduğunu düşündüm(!)
      Yüce Resul (S.A.V.)'ün “Yetimler Babası” olduğunu düşündüm..
      Resul (S.A.V.) hanesine sığınan analı babalı yetim Zeyd bin Harise(R.A.)’yi ve evliliği ile ilgili ayetleri araştırdım.. düşündüm..
      Sonra.. Tecavüz kurbanı minik yavruya belki en büyük tacizin, onu Devlet Baba’dan ayırıp evlatlık verirken yaşatıldığını düşündüm!
      Öylece bir şiir geldi ve Zeyd’i Sattılar diye haykırdım:
ZEYD’İ SATTILAR!
Dedi düzen bu! Zalimedir saltanat sabret evlat!
Bir pazar kurmuşlar öyle, satılır onda Sırat

Aciz kalmış hem düzeni; Ekmek yoksa yetim sat!..
Duymazlar mı Hakk emrini ne yamandır bu sanat!

Nedir evladım kilon.. Ya değerin? kaç kırat?
Ol düzene kölesin sen! Neden etmezler azat!

Ne dedi Ahzab’ta Mevla! Zeyd bile aslına evlat
Resul hanesinde fakat almadı künyesin, yok ruhsat

Koysan satarlar Zikr’i! Şu siyaset boş sanat
Yetim tükürür bak! Gaflete boyanmış ah surat

Emir kimdendir söyle! Pişmiş aşa zehir kat!
Kur’an vermişken hükmü! Söyle kimedir biat!

Derler büyüktür devlet, amma.. Değiliz hayrat
Can yavruyu verirler ele! İşte geldi son saat

Farkı yoksa kimsenin, suçlu düzen, temel sakat
Anladım tırpandır düzen, kasıt da kökleri hasat

Belli cahil düzendir bu, işlemez Furkan, Salat
Cahiliye kabirde! İster misin git yanına yat

Yetmez mi bu ihtiras! Tut kulağından çöpe at
Reva mı millete! Söyle bu mu özündeki gerçek tat
Şifa
6 Mart 2008
İSTANBUL
      Bu şiirden sonra düşüncelerden mi, yoksa yıllardır bu düzende her boyutta şahit olduğum zulmün ağırlığından mı bilmem; öylece bir gün işe gitmek üzere servis aracından inerken ayağım takıldı ve düştüm.
       Düşünmek suçsa eğer.. Ben bir düşünce suçlusuyum; Suçluyum, sokak çocuklarını düşündüm!
      Böylece, düşünürken.. Diz kapağımdaki ufak sıyrıkla atlattığım son düşüşle bir değil üç şiir çıktı:
DÜŞÜRME YA RAB!
İktidarsız düzen bakmaz sabiye!
Evlatlık verirler sanki cariye
Ciğerim bölünür ah bin pareye!
Yetim’in hatırına! Düşürme Ya Rab!

Elinde iktidar sanırmış hediye
Garibi yetimi.. İtermiş geriye
Servetim yavrum! Mevla’dan hediye
Namerdin eline düşürme Ya Rab!

Can yavru sokakta tükenir diye
Kutludur bu dava, almaz beriye!
Görmezmiş; davacı bizdendir diye
Gafilin eline düşürme Ya Rab!

Arifler sözünü duymaz ne diye!
Ufkunu karartır kendi eliyle
Çobandır sanırsın ahmak sürüye
Mecnunun eline düşürme Ya Rab!

Sunamaz merhemi gönüle yareye
Kararır gözleri bakmaz maziye
Allahım bu gidiş.. Böylece nereye!
Kör dövüş yerine düşürme Ya Rab!
07 Mayıs 2008
Şifa

YETİMLER İSYANDA!

Bir doğum beklemekte yer! Çorak topraktır yeryüzü!
Gelişine hasret toprak, gayri gülmez yetimin yüzü

Biz bize yettik ya Resul! İterler garibi, öksüzü
Ağlar yavru duymazlar! Gaflete döndü cahilin yüzü!

Nasıl Müslüman! Fikretmez! Hem Kur’andır her cüzü!
Ayağına çarık etti imanı! Çıkarır! Dönmüştür gözü!

İhtirası komaz mangalda külü, siyasetin harlıdır közü
Bakmaz ayete! Muhalefette! Nasipsiz mi! Unutmuş mu özü

Suret-i Hakk’tan sanırsın lakin! Küfürden ağırdır gürzü
Az kaldı yıkacak atiyi! Bir eyler nefsi yokuşu düzü

Sen! Yetimler Babası! Sensin Yar! Sensin sözümün özü!
Gel Resul! Zulme boyanır yeryüzü! Baharda istemem güzü

Şifa
19 Mart 2008
AH DE YETİMİM!
Deprem bekler tüm insanlık yıkılır bir kuru hengamede
Aynı tasa, endişe.. Derdin rengi derindir vah yüzlerde
Ağır olur şiddeti, sarsılırmış yer-gök, tüm belde..
Kahin misin sana ne! Bak ki asıl özündedir ah zelzele

Yıkılır mı her dem dünya? Deprem mazlumun yüreğinde!
Bir deprenişle devrilir, Bir “ah!” yeter bu kör düzene
Akibet bellidir belli.. Ne gidiş bu! Toptan kıyamete!
Gam çekme kör gönlüne sonun toprak! Deprem bahane!

Aman Ya Rab sen yetiş! Gözün aç; azaptadır işkembe
Bir doymaz ihtiras.. Acıkır mı insan ebedi kodeste?
Gafil sözü ah; Der ki budur devran yetimden sanane
Sen keyfine bak, bir tebessüm fırlat o garibi ezene

Susamam Allah’ım nedem! Bir kuvvet! Şu aciz dilime
Tercüman ol ki o hali ne; Ne etmiş asır ah yetimine!
Piri Peygamber, hem mahkum yavru hastane köşelerine!
Reva mı! Bekletir bu düzen! Acımaz üç günlük bebeğe

Ezelden garibim, ah yetimim! Sen içli bir “ah!” de
Yokolacak zulüm! Asıl kuvvet o “ah!”ın şiddetinde
Zafer tomurcuktur gülüm bitecek tertemiz bedeninde
Değişir bu zalim düzen, müjdesi ol Yetim’in elinde
6 Mayıs 2008
Şifa